28 Eylül 2018 Cuma

REHİN CİROSU, ÇEKTE REHİN CİROSU, MENFİ TESPİT DAVASI, HUKUK GENEL KURULU KARARI 2018

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2017/19-817

K. 2018/1145

T. 30.5.2018

• MENFİ TESPİT DAVASI ( Çekin Rehin Cirosu İle Devredilmediği - Kredinin Teminat Alınarak Kullandırılacağına Dair Yapılan Genel İfadelerin de Çekin Rehin Cirosu İle Devredildiğini Göstermeyeceği/Açıklanan Yönler Gözetilmeden Davanın Kabulüne Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği )

• REHİN CİROSU ( Çekte Rehin Cirosu Yapılamayacağı - Çekin Sadece Tahsil veya Temlik Cirosuyla Verilmesi Mümkün Olup Yasada Çeklere Uygulanacak Poliçe Hükümlerinin Sayıldığı Maddede Rehin Cirosuna Dair Bir Atıf Yapılmadığı/Çekte Rehin Cirosu Yapabilmek Yolunun Kapatılmasının Sebebinin Çekin Bir Ödeme Vasıtası Olması Olduğu )

• ÇEKİN CİRO EDİLMESİ ( Çekte Ancak Tahsil veya Temlik Cirosu Yapılabileceği - Davaya Konu Yapılan Çekin Lehtarı Tarafından Yapılan Ciroda Yer Alan Emrine Ödeyiniz İbaresinden de Anlaşılacağı Gibi Çekin Rehin Cirosu İle Devredilmediği/Menfi Tespit Davası )

• KREDİ TEMİNATI ( Bir Ödeme Vasıtası Olarak İbraz Edildiği Anda Ödenmesi Gereken Çek Bedelinin Tahsil Edilip Rehnolunmasının Daha Devamlı ve Emin Bir Teminat Teşkil Edeceği - Kredinin Teminat Alınarak Kullandırılacağına Dair Yapılan Genel İfadelerin Çekin Rehin Cirosu İle Devredildiğini Göstermeyeceği/Menfi Tespit )

6762/m.601,730

ÖZET : Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Çekte rehin cirosu yapılamaz. Çekin sadece tahsil veya temlik cirosuyla verilmesi mümkündür. Çeklere uygulanacak poliçe hükümlerinin sayıldığı maddede rehin cirosuna dair bir atıf yapılmamıştır. Çekte rehin cirosu yapabilmek yolunun kapatılmasının sebebi, çekin, bir ödeme vasıtası olmasıdır. Kısa süre içinde ödenmesi şart bulunan bir senedin, teminat kabilinden ciro edilmesi uygun görülmemiştir. Bir ödeme vasıtası olarak ibraz edildiği anda ödenmesi gereken çek bedelinin tahsil edilip rehnolunmasının, daha devamlı ve emin bir teminat teşkil edeceği tabiidir. Çekte ancak tahsil veya temlik cirosu yapılabileceği, davaya konu yapılan çekin lehtarı tarafından yapılan ciroda yer alan “emrine ödeyiniz” ibaresinden de anlaşılacağı gibi, çekin rehin cirosu ile devredilmediği, kredinin teminat alınarak kullandırılacağına dair yapılan genel ifadelerin de çekin rehin cirosu ile devredildiğini göstermeyeceği sonucuna varılmıştır. Mahkemece, açıklanan yönler gözetilmeden yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
DAVA : Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 26.12.2012 gün ve 2011/598 E.-2012/532 K. sayılı karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 16.05.2013 gün ve 2013/6079 E., 2013/9106 K. sayılı kararı ile;
"...Davacı vekili, müvekkili ile dava dışı... Gıda Ltd.Şti. arasında imzalanan protokol gereğince müvekkilinin dava dışı şirketten kamyonet malzemesi alacağını, karşılığında müvekkilinin davaya konu çeki verdiğini, ancak dava dışı şirketin söz konusu malları teslim etmediğini, bu sebeple bononun bedelsiz kaldığını, çekin davalıda olduğunu ve takibe konulduğunu oysa davalının iyi niyetli hamil olmadığını zira çek ile rehin cirosu yapılamayacağını belirterek müvekkilinin bu çekten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin iyi niyetli hamil olduğunu, bu çekin kredi borcuna teminat amacıyla verildiğini çekin arkasındaki cironun rehin cirosu olduğunun davacının iddiası olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, cevap ve toplanan deliller doğrultusunda 26.12.2008 keşide tarihli 29.950.TL bedelli çekten dolayı davacının dava dışı... Ltd.Şti.ne borçlu olmadığının tespit edildiği, yine dava dışı bu şirket tarafından davalı bankaya kredi borcuna teminat olarak verildiğinin yazılı belge ile sabit olduğu, bu sebeple TTK'nun 730/1-4. maddesi uyarınca çekte rehin cirosunun olamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 Sayılı TTK'nun 601.maddesine göre rehin cirosu "bedeli teminattır", "bedeli rehindir" veya bunlara uygun bir ibarenin senede yazılması ve altının meşru hamil tarafından imzalanıp senedin rehnalana teslimi ile oluşur. Senette yukarda açıklanan ibarelerden birinin yer almaması halinde senedin rehin cirosu ile değil temlik cirosu ile verildiği kabul edilmelidir. Dava konusu çekin lehtarı tarafından yapılan ciro da çekin davalı banka "emrine ödeyiniz" ibaresi yer almakta olup ibarede çekin rehin cirosu ile devredilmediğini göstermektedir. Mahkemenin gerekçesinde yer alan 20.08.2008 tarihli karar föyünde davaya konu çek belirtilmiştir. Genel olarak kredinin teminat alınarak kullandırılacağına dair açıklamalar davaya konu çekin de rehin cirosu ile verildiğini göstermez. Mahkemece, açıklanan yönler gözetilmeden yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir …"
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkili ile dava dışı şirket arasında kamyonet malzemesi alımı konusunda protokol imzalandığını, müvekkilinin bu amaçla verdiği çekin malın teslim edilmemesi nedeni ile bedelsiz kalmasına rağmen çeki elinde bulunduran davalı tarafından icra takibine konu edildiğini, çekte rehin cirosu yapılamayacağını ve davalının iyi niyetli hamil olmadığını belirterek müvekkilinin 26.12.2008 tarihli çekten ötürü borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili müvekkilinin iyi niyetli hamil olduğunu, çekin kredi borcuna karşılık teminat olarak verildiğini ve cironun rehin cirosu olduğu iddiasının soyut nitelikte olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davalı bankanın dava dışı şirket ile 24/06/2008 tarihli genel kredi sözleşmesi imzaladığı, kullandırılan kredi karşılığında davaya konu çek de dâhil olmak üzere 12 adet çekin alındığı, 20/08/2008 tarihli şube içi kredi komitesi karar föyünden... Ltd. Şti.'ye açılacak kredi için "mevcut ve alınacak teminatlar" başlıklı bölümde "mevcut teminatlar" kısmında nakit krediler için 50.000,00 TL'yi aşan kısım için riskin %125'i kadar müşteri çeki alınacaktır” ibaresinin bulunduğu, "teklif edilen teminatlar" kısmında da aynı ibarenin tekrarlandığı açıklamasına yer verildiği, davalı bankanın açtığı kredinin teminatı olarak müşteri çeklerini aldığı, yazılı belge ile saptanan durum karşısında davalı bankanın çekin teminat ( rehin ) çeki olmadığı yönündeki savunmasına itibar edilmediği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı banka vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı banka vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: davaya konu çek üzerindeki cironun hangi amaçla yapıldığı ( temlik, rehin vs. ), burada varılacak sonuca göre davacının menfi tespit isteminin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde fayda vardır.
( İşlem tarihinde yürürlükte bulunan ) 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 601. maddesi:
“Ciro, "Bedeli teminattır", "Bedeli rehindir" ibarelerini yahut terhini ifade eden diğer herhangi bir kaydı ihtiva ederse, hamil poliçeden doğan bütün hakları kullanabilir; fakat kendisi tarafından yapılan bir ciro ancak tahsil cirosu hükmündedir.
Poliçeden mesul olanlar, kendileriyle ciranta arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan defileri hamile karşı ileri süremezler; meğer ki, hamil poliçeyi iktisabederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun.” hükmünü içermektedir.
Aynı Kanunun 730. maddesinde ise poliçeye dair bazı hükümlerin çekler hakkında da uygulanacağı belirtilmiş olup, adı geçen maddede rehin cirosu ile ilgili olarak 601. maddeye yapılmış bir atıf bulunmamaktadır.
“Çekte rehin cirosu yapılamaz. Çekin sadece tahsil veya temlik cirosuyla verilmesi mümkündür. Çeklere uygulanacak poliçe hükümlerinin sayıldığı maddede rehin cirosuna dair bir atıf yapılmamıştır.
Çekte rehin cirosu yapabilmek yolunun kapatılmasının sebebi, çekin, bir ödeme vasıtası olmasıdır. Kısa süre içinde ( vadeli! ) ödenmesi şart bulunan bir senedin, teminat kabilinden ciro edilmesi uygun görülmemiştir. Bir ödeme vasıtası olarak ibraz edildiği anda ödenmesi gereken çek bedelinin tahsil edilip rehnolunmasının, daha devamlı ve emin bir teminat teşkil edeceği tabiidir.
Aynı şekilde çekin, Türk Medeni Kanunu'nun rehne dair hükümlerinden yararlanılarak rehnedilmesi imkânı da vardır” ( Öztan, F:Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2012,s.278 vd. ).
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, çekte ancak tahsil veya temlik cirosu yapılabileceği, davaya konu yapılan çekin lehtarı tarafından yapılan ciroda yer alan “ emrine ödeyiniz” ibaresinden de anlaşılacağı gibi, çekin rehin cirosu ile devredilmediği, kredinin teminat alınarak kullandırılacağına dair yapılan genel ifadelerin de çekin rehin cirosu ile devredildiğini göstermeyeceği sonucuna varılmıştır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında çekte rehin cirosu ile devri mümkün olmadığı, ancak davalı bankanın çeki bu amaçla aldığının kabulü hâlinde ve çekin davalı bankaya geçiş tarihinin 20.08.2008 tarihinden önce olması durumunda gizli ( örtülü ) rehin cironun varlığından söz edilebileceği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Hâl böyle olunca Yerel Mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.05.2018 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

17 Eylül 2018 Pazartesi

TASARRUFUN İPTALİ ŞİRKET HİSSESİ

T.C. YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/8068 K. 2009/7497 T. 12.11.2009

DAVA : Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili davalılardan Tuncer Çak.'ın müvekkiline olan borcu nedeniyle hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığını, ancak kendisine ait ‘B... Unlu Mamuller Turizm İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şirketindeki' hisselerini düşük bir bedelle yakın arkadaşı olan diğer davalı Iraz Çam. Kah.'a alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla sattığını öne sürerek yapılan tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılardan Iraz Çam. Kah. şirketin borca batık olduğunu, kendisinin diğer davalının durumunu bilmediğini, şirket hisselerinin değerinin üzerinde satın alındığını ve iyi niyetli olduğunu savunarak davanın reddini istemiş, diğer davalı cevap vermemiştir.
Mahkemece tasarrufun iptali için gerekli şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun Iptali isteğine ilişkindir. Mahkemece borçlu davalının diğer davalıya yaptığı şirket hissesi devrinin şirketin borca batık olması nedeniyle alacaklıların zararına yapılmış bir tasarruf mahiyetinde görülmemesi ve yasada yazılı iptal koşullarının oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. İİK.nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan iptal davası borçlunun alacaklılarına zarar veren bazı tasarruflarını alacaklı davacı bakımından alacağı oranında hükümsüz hale getirmeye yarayan ve borçluların haciz ve iflas gibi tasarruf yetkilerinin kısıtlanmasından önce alacaklılarından mal kaçırmak kastı ile, kötü niyetle yapmış oldukları hukuki işlemleri davacı alacaklı bakımından hükümsüz sayarak borçlunun mal varlığından çıkardığı mal üzerinde alacaklının cebri icra yolu ile alacağını elde etmesini sağlayan bir davadır. Aynı yasanın 278 ve 279. maddelerinde sayılan koşulların varlığı halinde tasarrufun, başka bir sebep aranmaksızın mutlak surette iptale tabi olduğu, 280.maddede ise malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlunun alacaklılarına zarar verme kastı ile yaptığı işlemlerin borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği belirtilmiştir. Somut olayda davaya konu edilen tasarruf borçlu davalı Tuncer Çak.'a ait şirket payının diğer davalı Iraz Çam. Kah.'a düşük bedelle ve muvazaalı olarak satılmasıdır. Davaya konu edilen şirketin borca batık olması nedeni ile satışından alacaklıların zarar görmeyeceğinin kabulü yukarda belirtilen yasa maddelerine uygun düşmemektedir. Bu nedenle dava şartlarının oluşmasından sonra, tasarrufa konu edilen şirket paylarının tasarruf tarihindeki değerlerinin saptanarak, satış değeri ile gerçek değeri arasında fahiş fark olup olmadığının belirlenmesi, davalılar arasında akrabalık, iş arkadaşlığı, komşuluk gibi bir yakınlığın olup olmadığının araştırılması, davalı 3. kişi olan Iraz Çam. Kah.'ın borçlunun alacaklılardan mal kaçırma kastını bilebilecek durumda olup olmadığının tesbiti, şirket paylarının satışının İİK.nun 280 /son maddesinde yazılı olan ticari işletmenin devri niteliğinde olup olmadığı ve davada İK.nun 278, 279 ve 280. maddelerindeki iptal koşullarının ayrı ayrı tartışılıp toplanan ve toplanacak tüm delillerin hep birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir, kabulü ile hükmün yukarda açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, 12.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 

ŞUFA DAVASI TASARRUFUN İPTALİ

İİK. mad. 277 vd.nda düzenlenen iptal davası açma hakkının muvazaaya dayanarak dava açmasına engel olmadığı- Açılan şuf'a davasının alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik olarak kullanılması durumunda şuf'a davasına konu tasarruf yönünden iptal davası açılabileceği-

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı Mustafa vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Hükmüne uyulan Dairemizin bozma ilamında özetle,dava dilekçesindeki ileri sürülüşe ve yargılama aşamasındaki açıklamalara göre, davanın niteliği itibarıyla BK'nun 18. maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davası olduğu, davacının iddiasına göre bu davadaki amacın alacaklarını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamak olduğu, İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkının genel hükümlere muvazaaya dayanarak dava açmasına engel olmadığı, davanın İİK 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu yolundaki mahkeme kabulünün doğru olmadığı, mahkemece danışıklı işlemin var olup olmadığı konusunda toplanan ve toplanacak taraf delilleri değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisinin isabetli olmadığı gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davalıların davacıyı zor durumda bırakmak amacıyla taşınmazı satmış gibi gösterdikleri, gerçekte taşınmazın satılmadığı, davalı Mustafa'nın şuf'a davası açmak suretiyle muvazaa iddiasını çürütmeye çalıştığı, hazırladıkları plana uygun olarak taşınmazın önce Erdal'a satılmış gibi gösterildiği, Mustafa'nın şuf'a hakkını kullanıyormuş gibi ona karşı dava açtığı, şuf'a bedelini yatırdıktan sonra arkadaşı aracılığıyla davalı Erdal'dan geri aldığı yapılan işlemlerin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne dava konusu taşınmazların davalı Ömer'e ait olan ve Erdal'dan şuf'a yolu ile Mustafa'ya geçen 1/4 oranındaki hissenin satış ve şuf'a yoluyla geçen tapusunun iptali ile eski malik Ömer adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Mustafa vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine, davalı borçlu Ömer ile 3. kişi Erdal arasındaki 15.11.2003 tarihli tasarrufun iptale tabi olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararı ile tespit edilmiş bulunmasına, davalı 4. kişi Mustafa'nın şuf'a hakkını kullanmış olduğu davanın kabul ile sonuçlanmış olması yanında davalı Mustafa'nın kardeşi olan davalı borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak ya da alacaklılarına ızrar kastı ile hareket ettiğini bilebilecek kişilerden olması nedeniyle de davalı Mustafa'ya yapılan tasarrufun iptali gerekeceğine, açılan şuf'a davasının somut olayda olduğu gibi alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik olarak kullanılması durumunda şuf'a davasına konu tasarruf yönünden iptal davası açılmasına da engel yasal bir düzenleme bulunmasına (Dairemizin 17.6.2013 tarih 2012/9145 Esas-2013/9179 karar sayılı ilamı aynı doğrultudadır) ve kararda yazılı diğer gerekçelere göre, davalı Mustafa vekilinin yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 5,613,23 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı Mustafa'dan alınmasına 17.9.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.


17. HD. 17.09.2013 T. E: 12465, K: 12354

TAHSİL HARCI İSTENEMEYECEĞİ - KISMİ HACİZ KALDIRMA


T.C. YARGITAY    8. Hukuk Dairesi
ESAS NO                : 2016/7421
KARAR NO            : 2017/6051         
Y A R G I T A Y   İ L A M I
Şikayet
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili  tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Alacaklı vekili İcra Mahkemesi'ne başvurusunda; borçlu aleyhine yapılan takibin kesinleşmesi üzerine borçluya ait taşınmazlar ve banka hesaplarına haciz konulduğunu, alacağın henüz tahsil edilmediğini, İcra Müdürlüğü'nden borçlunun İNG Bank'taki hak ve alacakları üzerindeki haczin kaldırılmasını talep etmeleri üzerine tahsil harcının dosyaya yatırılması halinde işlem yapılmasına karar verildiğini belirterek 16.06.2015 tarihli Müdürlük kararının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece; şikayetin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28/b maddesine göre, tahsil harcı, alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edilir.
Somut olayda, dosyadaki hacizlerin tümden kaldırılması istenmemiştir. Bu durumda alacaklının, borçlunun İNG Bank nezdindeki hak ve alacakları üzerindeki haczin kaldırılması talebinin alacağın haricen tahsil edildiği anlamına gelmediği, anılan nedenle de alacaklıdan tahsil harcı istenemeyeceğinin kabulü gerekir .
Bu halde Mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde istemin reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın temyiz edene iadesine,  24.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Başkan
F. AKÇİN

Üye
N. ŞİMŞEK

Üye
A. KELLECİOĞLU

Üye
N. BEYAZITOĞLU KUŞÇUOĞLU
Üye  F. EROĞLU

GK.Karşılaştırıldı.

AİLE KONUTU ŞERHİ - CEBRİ İHALE SONRASI AÇILAMAZ

T.C.
Yargıtay 
2. Hukuk Dairesi

Esas No:2015/14523
Karar No:2015/15481 



Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı banka vekili tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, aile konutu üzerine davalı banka lehine "davacı eşin açık rızası" alınmadan 02.12.2010 tarihinde tesis edilen ipoteğin kaldırılması talebiyle açılmış, davacı vekili tarafından bilahare 20.03.2013 tarihinde dava ıslah edilmiş, ıslahla taşınmazın tapu kaydının iptali ve mülkiyetin önceki haline iadesi talebine dönüştürülmüştür. Dava konusu taşınmazın, "ipoteğin paraya çevrilmesi" yoluyla yapılan takip sonucu 13.12.2012 tarihinde alacağına mahsuben davalı bankaya ihale edildiği, davalı bankanın taşınmazın mülkiyetini cebri ihale ile kazandığı, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi aile konutu üzerinde hak sahibi olan eşin iradi tasarruflarını diğer eşin açık rızasına bağlamıştır. Cebri ihaleye dayanan mülkiyet aktarımı, bu madde kapsamına giren bir tasarruf niteliğinde değildir. Mülkiyeti nakleden cebri ihalenin, davacı eşin açık rızası alınmadan tesis edilmiş olan ipoteğin paraya çevrilmesi suretiyle yapılan takibe dayanıyor olması da , cebri ihaleden önce ipotek hükümsüz kılınmadıkça sonuca etkisi bulunmamaktadır. İhalenin feshi talebiyle açılan dava da reddedilmiş ve karar 12.11.2013 tarihinde kesinleşmiştir. Bu durumda davalı bankanın mülkiyeti kazanmasının dayanağı cebri ihale geçerli ve ayaktadır. Açıklanan bu hukuki durum karşısında davacının iptal ve tescil talebinin reddi gerekirken, bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle kararverildi. 10.09.2015

AİLE KONUTU ŞERHİ - BANKANIN İPOTEKLİ ALACAĞINDAN DOLAYI SATILMASI SONRASINDA DAVA KONUSU YAPILAMAYACAĞI

T.C.
Yargıtay
2. Hukuk Dairesi

Esas No:2015/14523
Karar No:2015/15481
Özet:
Davalı bankanın taşınmazın mülkiyetini cebri ihale ile kazandığı, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi aile konutu üzerinde hak sahibi olan eşin iradi tasarruflarını diğer  eşin açık rızasına bağlamıştır.
Cebri ihaleye dayanan mülkiyet aktarımı, bu madde kapsamına giren bir tasarruf niteliğinde değildir.
Mülkiyeti nakleden cebri ihalenin, davacı eşin açık rızası alınmadan tesis edilmiş olan ipoteğin paraya çevrilmesi suretiyle yapılan takibe dayanıyor olması da, cebri ihaleden önce ipotek hükümsüz kılınmadıkça sonuca etkisi bulunmamaktadır
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı banka vekili tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


Dava, aile konutu üzerine davalı banka lehine "davacı eşin açık rızası" alınmadan 02.12.2010 tarihinde tesis edilen ipoteğin kaldırılması talebiyle açılmış, davacı vekili tarafından bilahare 20.03.2013 tarihinde dava ıslah edilmiş, ıslahla taşınmazın tapu kaydının iptali ve mülkiyetin önceki haline iadesi talebine dönüştürülmüştür. Dava konusu taşınmazın, "ipoteğin paraya çevrilmesi" yoluyla yapılan takip sonucu 13.12.2012 tarihinde alacağına mahsuben davalı bankaya ihale edildiği, davalı bankanın taşınmazın mülkiyetini cebri ihale ile kazandığı, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi aile konutu üzerinde hak sahibi olan eşin iradi tasarruflarını diğer eşin açık rızasına bağlamıştır. Cebri ihaleye dayanan mülkiyet aktarımı, bu madde kapsamına giren bir tasarruf niteliğinde değildir. Mülkiyeti nakleden cebri ihalenin, davacı eşin açık rızası alınmadan tesis edilmiş olan ipoteğin paraya çevrilmesi suretiyle yapılan takibe dayanıyor olması da , cebri ihaleden önce ipotek hükümsüz kılınmadıkça sonuca etkisi bulunmamaktadır. İhalenin feshi talebiyle açılan dava da reddedilmiş ve karar 12.11.2013 tarihinde kesinleşmiştir. Bu durumda davalı bankanın mülkiyeti kazanmasının dayanağı cebri ihale geçerli ve ayaktadır. Açıklanan bu hukuki durum karşısında davacının iptal ve tescil talebinin reddi gerekirken, bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 10.09.2015(Prş.) 

AYNI BORCA İLİŞKİN İPOTEK VE KAMBİYO TAKİBİ İÇTİHAT DEĞİŞİKLİĞİ - İCRA VE İFLAS KANUNU MADDE 45/1

borç ipotek ile temin edilmiş olsa bile elinde kambiyo senedi bulunan alacaklı, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapabilirse de somut olayda öncelikle ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçildiğinden alacaklı tercih hakkını bu takip türünden yana kullanmış olup aynı borca ilişkin olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapamaz. 

T.C.
Yargıtay
12. Hukuk Dairesi


Esas No:2017/6964
Karar No:2017/12193
K. Tarihi: 

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara 7. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 22/12/2015
NUMARASI : 2015/743-2015/1134


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, borçlunun, sair nedenlerle birlikte aynı ilişkiden kaynaklanan borcun mükerrer olarak takibe konulduğunu ileri sürerek mükerrerlik itirazı ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, istemin reddine karar verildiği görülmüştür.

İİK 45. maddesinde rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusunun iflasa tabi şahıslardan olsa bile alacaklıyalnız rehinin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabileceği, poliçe ve emre muharrer senetlerle çekler hakkındaki 167 nci madde hükmü mahfuz olduğu, aynı kanunun 167. maddesinde ise alacağı çek, poliçe veya emre muharrer senede müstenit olan alacaklının, alacak rehinle temin edilmiş olsa bile kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte bulunabileceği düzenlenmiştir. 

Somut olayın incelenmesinde; Ankara 23. İcra Müdürlüğü'nün 2015/13876 Esas sayılı takip dosyasında; alacaklı tarafından 455.710,84 TL asıl alacağa ilişkin olarak dava dışı A. ve muteriz borçlular hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibinde bulunulduğu, 
mükerrer olduğu iddia edilen Ankara 23. İcra Müdürlüğü'nün 2015/14202 Esas sayılı takip dosyasında; alacaklı tarafından aynı asıl alacak miktarı için bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile ilamsız icra takibi başlatıldığı ve şikayetçi borçluların borçlu sıfatı ile takibin tarafı olduğu, takip talebinde ve ödeme emrinde; “tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla” kaydına yer verildiği görülmüş olup takip talebinde yazılı ibareler ve alacaklı vekilinin beyanı ile her iki takip dosyasına konu borcun aynı borç olduğu konusunda ihtilaf yoktur.
Her ne kadar yukarıda anılan kanun hükümleri uyarınca borç ipotek ile temin edilmiş olsa bile elinde kambiyo senedi bulunan alacaklı, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapabilirse de somut olayda öncelikle ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçildiğinden alacaklı tercih hakkını bu takip türünden yana kullanmış olup aynı borca ilişkin olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapamaz. Bu durumda İİK'nun 45/1 hükmü uyarınca rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip sonucunda rehin tutarı borcu ödemeye yetmez ise alacaklı kalan alacağını iflas veya haciz yolu ile takip edebilir. Bu husus kamu düzeni ile ilgili olup süresiz şikayete tabidir.

Bu durumda; şikayete konu Ankara 23. İcra Müdürlüğü'nün 2015/14202 Esas sayılı takip dosyasına konu borçla ilgili olarak Ankara 23. İcra Müdürlüğü'nün 2015/13876 Esasında kayıtlı ve derdest ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibin bulunduğu anlaşılmakla mahkemece mükerrer takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/10/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan
E. UZUNER
Üye
F. ALTINOK
Üye
Y. Z. AKSOY
Üye
A. TUNCAL
Üye
Dr. Ş. KELEŞ

Popüler Yayınlar